ANA SAYFA'YA DÖN

YURT ÇOCUĞU OLMAK !!!

solgun bir yağmur...
dalından düşen yaprak
yuvasında ölen yavru bir serçe
yıldızların kaydığı an
hesabını sormaya giden bir kurşun
sorgusuz ayrılıklara dökülen gözyaşı
ve yüreğini dolduranın gözlerindeki fer
sevdaların kefene sarıldığı bölge
simidini çaldıran bir martının masumiyeti
ölüye söylenen bir ağıt
herkesi üşüten bir hava
eskiden bozma aşkların hedef tahtası
umarsızların parmakla gösterileni
kurgusuz tümleç
yüklemsiz devrik bir cümle
el ele tutuştaki ilk heyecan
biraz kudurgan
ve biraz durağan
ve ağız dolusu sövgü
kuytularda sevgiliye kondurulan masum öpücük
anlamlar yüklenilmeye çalışılan senaryosuz bir tablo
sonuna eşittir koyup topla
biz çıkıyoruz galiba

Yurt çocuğu olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatmak, tanımlamak o kadar kapsamlıdır ki, ne satırlara sığar, ne cümlelere, ne sayfalara, nede internetin bilmem kaç milyon terabyte’lik alanına... Yurt çocuğu olmak hayatın sıfır noktasını görmektir.. Hayatın sırrı, yaşamın manifestosudur. Ne yokluğu-yoksulluğu çevirip çevirip dramatize eder, nede varlığı gösteriş sebebi sayar. Yurttan çıkarıldığında eline bir toplu iğne tutuşturulur, karşısındaki tam takır kılıç kuşanmış zırhlı bir şövalye ordusuyla savaşması istenir. Bilir yurt çocuğu bu savaşın sonunu, adaletsizliğini, zafer tutmazlığını, bilir ama kaçmaz o meydandan, korkmazda, toplu iğnesi, yüreği ve bilgeliğiyle koşar görkemli şovalyelerin üstüne. Ahmak bir savaşçı olduğundan değil, hesap bilmezliğinden hiç değil, insanlığın duru, saf bir o kadarda mert olması gerektiğini bildiği içindir şovalyelerin ortasına koşar adım dalması... Ve tabiki lime lime edilir vücudu yada en iyi ihtimalle esir düşer. Esir düşmek koymazda o kadar, yağmur altında yalın ayak koşamamak, sevdiğine doyamamak, sıcak ekmeği bölüp koklayamamak, kırlarda, ormanlarda yatamamak koyar en çok. Sonra demirden bir kafese koyarlar, halk meydanında görücüye sunarlar. Kafese her yaklaşan uzun uzun inceler onu, vücuduna giyimine bakan kılıksız, postalı iliksiz, kafası tüysüz serseriden bozma asi bir adam görür, gözüne bakan suskun bir bilge, görkemli bir hikaye, cesur bir adam görür. Nedense gözlere pek bakılmaz, bakanda ilk kendi keşfi sanır yurt çocuğunu, oysa o herkesi imrendirecek kadar hep kendisiydi. Zamanla yurt çocuğunuda kendilerine benzetmek için ellerinden geleni yaparlar, çünkü yurt çocuğu onlar için ıslah edilmesi, sürüye dahil edilmesi, asaletinin törpülenmesi gerekendir. O “kendisi” olduğu müddetçe, sahneye koydukları sahtelik, sunilik, yapmacık dolu oyunlara ortak olmayacaktır, olanlarıda uyandıracaktır. Zamanla yurt çocuğunun asi yanlarını törpülerler, masumiyetini iğfal ederler, insanlığını yok ederler, kendi entrikalarına, bizans oyunlarına, ayak kaydırmacalarına ortak edip sanada bir rol biçerler. Sonra üzerine zırh giydirip kılıç kuşandırıp tam takır şovalyeler ordusuna dahil ederler. Savaş meydanına sürerler. Karşısında bir genç, elinde toplu iğne çığlık çığlığa, deli gibi, soluk soluğa dahil olduğun orduya doğru koşar... Hazin hazin gülümsersin...

Yurttan çıktığımızda çok korkmuştuk. Çünkü anormal bir yaşamın tam ortasındaydık. Kimdik ki biz dedik çoğu zaman. İnsan hiç evinden çıkarılır mı? Duygusuz, hissiz kalabalıkların göbeğinde durup, kurma robot gibi ordan oraya koşuşturan insanlara baktık. Nereye koşuşturuyor bunlar, delimidirler? Durun bir sakin olun dedik, sesimizi duyuramadık. Belki bir bildikleri vardır dedik, doğru ya yoksa o kadar insan niye ordan oraya, deli gibi koşuştursundu ki? Sonra bizde dahil olduk bu koşuşturmacaya, eğer koşmazsan karnını doyuramıyorsun, onlar gibi davranmazsan aç kalıyorsun, sokakta kalıyorsun. Beğensende, beğenmesende bu anlamsız hayatta herkes gibi olmak zorunda kalıyorsun. Kendi öz benliğinden uzaklaşıp başkalaşıyorsun. Bir süre sonra artık kendinde kendini tanıyamıyorsun. Kimi zaman tepip duruyor o aslında “sen” olan seni kendi içinden çıkarma isteği. Umarıp tepip duruyordur yoksa tümden bitmişsinizdir.

Her ne kadar “herkes” gibi olmaya çalışsanda yinede benliğine, bilinçaltına işleyen o “yurt çocuğu” olur olmadık yerde tüm haylazlığıyla çıkıveriyor ortaya. Mesela çırağan sarayında bir kokteylde, şuh kahkahalar atılıp memleketler kurtarılırken, herkes karşı cins ayartma peşindeyken, düzmece gülümsemeler, gerçek yüzlerini saklamak için boyayla doldurulmuş yüzler, sümen altı edilmiş “insanlık” ve ortam ceset kokularından geçilmezken, fonda Farid Farjadın “Amad Amma” adıyla kemanını ağlatmasını, kendine sıkıntı sebebi yapıp dışarı çıkıyorsun, oraya ait olmadığını biliyorsun ama işte ordasındır. Dışarda bekleyen “ayakkabı boyacısı, mendil satıcısı” çocuklarla oyuna dalıyorsun. “Bozuk parayı duvara en yakın atan diğer paraları toplar” adı altında kafadan bir oyun uyduruyorsun. Tabiki maksat oyun değil, o çocuklara para vermenin bir yöntemini uyduruyorsun aslında. Ve bilerek parayı karşı duvara daha sert atıyorsun ki, para duvara çarpıp daha geriye düşsün ve çocuklar kazansın oyunu. Yurt çocuğu bilirki bir insana direk para vermek o insanı rencide eder. Çünkü kendisi çok rencide olmuştur o konuda. Daha bir yardımın bile nasıl yapılacağını bilmeyen gösteriş budalası tiplerden edindiği önemli bir tecrübedir bu. Bu tecrübe ne olur hep zulamızda dursun... Bari bu dursun...

Sonra bir kız sevmen, onunla evlenmen, onunla çoluk çocuğa karışman gerekiyordur. Gerekiyor diyorum çünkü bu yaşantıda aşklarda belli bir prosedüre bağlanmış. Hani o, koluna çarparım kitaplarını yerlere sererim, sonra eğilip yerden toplarken göz göze geliriz efsanesi bitmiş. Artık gözlere bakılmıyor, onun için aşklarınızda gözlerinizi öyle boşuna faltaşı gibi açmayın inanın bakan yok. Zamanla bu prosedüre bağlı ilişkinizde karşı taraf sizi biraz tanımaya başlıyor ve en çok söylediği şu oluyor “çok farklısın”. Bu farklılığı çoğu kaldıramıyor ve kendine ayrılık sebebi yapıyor. Ve yurt çocuğunu tanıdığı için öyle iyi biliyor ki, en kolay terkedilen olduğumuzu. Çünkü ayrılıkların allahını yaşamış yurt çocukları, ayrılıklarında öyle kırıp dökmüyorlar, salya sümük ağlamıyorlar, çamura yatmıyorlar, çimlere basmıyorlar, yerlerde debelenmiyorlar, arkalarından laf etmiyorlar. Ne kadar kolay terkediliyoruz değil mi?.. Yurt çocuğu sevdiği zaman evet sevdiğini belli edemiyor fazla çünkü öyle iyi biliyorlar ki sevdikleri hep terkediyorlar. Ve bunun için sevdiklerine karşı hep ürkek davranıyorlar. “Acaba bu ne zaman gidecek” hep akıllarının bir köşesinde oluyor. Onun için gardını çok önceden alıyor. Ayrılık vakti de işte bunun için fazla koymuyor. Yurt çocuğunu terkeden kazanmıyor, aslında eksiliyor.

ŞU AN YURTTA KALAN VEYA YENİ AYRILACAK OLAN KARDEŞLERİME;
Dışarda süregiden hayat sizleri fazla ürkütmesin, o kadarda zor değil ayak uydurmak. Yurtta edindiğiniz tecrübeler dışardaki hayatla baş etmenize hatta o hayatı alt etmenize yeterde artar bile. Sizlerdeki “insani donanım” bir çoğundan daha fazla. Bir kere, düştüğünüzde kimsenin gelip kolunuzdan tutup kaldırmayacağının bilincindesiniz. En önemli özelliğiniz bu. Ağladığınızda göz yaşlarınızı içinize akıtmanız gerektiğini benim gibi hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Yaralarınızı kimseye göstermemeniz gerektiğini bildiğiniz gibi. Çünkü dışardaki hayatta, en kanayan, en ağrıyan yerlerinize saldırıyorlar. Sizi en zayıf gördükleri noktadan yıkmaya çalışıyorlar. Kısacası kardeşlerim, herkes bir labirentin içinde çıkışı bulmaya çalışırken, siz labirente yukardan bakıp insanları çıkışa yönlendirebilirsiniz. Bu tecrübe, yeterlilik, görkemlilik hepinizde fazlasıyla mevcut. Yurttan ayrıldığınızda kimseyi gözünüzde öyle aman aman büyütmeyin. Herkes üç aşağı, beş yukarı birbirine benziyor. Tek ricam, sakın ola içinizdeki masumiyeti, paylaşma duygusunu, asiliği, duruluğu kaybetmeyin. Onlara sıkı sıkıya sarılın. Çünkü sizi yurt çocuğu yapan en önemli özellikler bunlardır. Bırakın bunun için sizi farklı atfetsinler, bırakın bunun için terk eden terk etsin. Zaten bu özellikleriniz için terk edenden inanın size bir hayır gelmez. Ama sizi sırf bu özelliğinizden dolayı seven öyle birini bulursunuz ki.... İşte ona içinizde biriktirdiğiniz tüm sevginizi verebilirsiniz. Bir anne gibi, bir abi gibi, bir kardeş gibi en önemlisi bir yar gibi sevebilirsiniz. O insan işte sizi hayatınızın sonuna kadar mutlu edecek kişidir... Hepinize sevgilerimle...

SERKAN DERE YAZDI...

İLGİLİ BAŞKA YAZILARI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...